| |
Bu filmde izleyeceğiniz tarihsel gerçekler göstermektedir ki, adalet, eşitlik gibi süslü sloganlarla ortaya çıkan komünizm, gerçekte insanlığa sadece kan ve ölüm getirmiştir. Marx, Engels, Lenin veya Stalin gibi komünist ideolog ve diktatörler, yaklaşık 50 milyon insanın ölümünden sorumludurlar. Komünizm, dünya için adeta bir "kan dökme kuyusu" olmuştur.
Tüm bu vahşetin sorumluluğunu gizlice taşıyan bir diğer ideolog ise, Charles Darwin'dir. Yani Karl Marx'a göre "komünizmin doğa bilimleri açısından temelini" atan kişi...
Komünistler, kanlı devrimler, acımasız katliamlar ve savaşlar düzenlerken, aslında Darwin'in teorisini hayata geçirmişlerdir. İnsanı bir hayvan türü olarak gören, çatışma ve savaşın vazgeçilmez bir kanun olduğuna inanan ve en önemlisi, insanı, (haşa) Yaratıcısı olan Allah'ı inkar etmeye sürükleyen bir teoridir bu... İnsanlığın komünizmden ve diğer tüm kan dökücü ideolojilerden kurtulması, ancak Darwinizm aldatmacasının yıkılmasıyla mümkün olacaktır.
İnsanlar, Darwinizm'in ve materyalist felsefenin büyüsünden kurtulduklarında, kendi Yaratıcı'ları olan Allah'ı tanıyacak ve O'nun öğrettiği güzel ahlaka göre yaşayacaklardır. |
|
|
| |
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER FİLMLER |
|
|
|
| |

GELİN BİRLİK OLALIM 2
20. yy …
Huzurdan uzak …
Çatışmalarla …
Savaşlarla geçmiş olan 100 sene …
Geride bırakılan yüz milyonlarca evsiz, sakat ve ölü kimse…
İçinde yaşadığımız yeni yüzyılda da dünya genelinde şiddet ve zulüm hüküm sürüyor…
Birçok masum insan, farklı milletlerin arasındaki gerilimler yüzünden acı çekiyor…
Dünyanın dört bir tarafında, insanların çoğu evlerinden dışarı çıkmaya cesaret dahi edemiyor…
Dayanışmanın ve yardımlaşmanın sağlanmasına en çok ihtiyaç duyulan böyle bir dönemde, medeniyetler arasında bir çatışma ortamı oluşturmanın makul karşılanması mümkün değildir.
Medeniyetler arasında doğacak bir çatışmanın insanlık için büyük bir felakete neden olacağı çok açıktır.
Böyle bir felaketin engellenmesinin en önemli yollarından biri, medeniyetler arasında diyaloğun ve iş birliğinin güçlendirilmesinden geçmektedir.
Üstelik bu çok kolaydır. Çünkü İslam ve Batı dünyası arasında, bazılarının iddia ettiği gibi derin farklılıklar yoktur.
Tam tersine -bu belgeselde delilleri ile ortaya koyacağımız üzere- İslam medeniyeti ve Batı medeniyetinin temelini oluşturan Yahudi-Hristiyan kültürü arasında pek çok ortak yön bulunmaktadır.
Bu ortak yönler temel alınarak, dünyadaki sorunlara el birliği ile çözüm bulmak çok kolay olacaktır.
|
 |

TERÖR SEVGİYLE YOK EDİLİR
20. yüzyıl şiddetin ve terörün yüzyılı oldu. Büyük savaşlar, bölgesel çatışmalar ve çeşitli terör olayları bu yüzyıla damgasını vurdu. Silah teknolojisindeki gelişmeler, terör eylemlerinin çok daha geniş alanlara yayılmasına neden oldu. Artık teröristler tek bir düğmeye basarak yüzlerce, binlerce insanın ölmesine neden olabiliyorlar. Ve hiç görünmeden dünya siyasetine yön verebiliyorlar. Dünyanın süper gücü sayılan ülkelerine karşı yapılan bu saldırılar, terörizme karşı artık hiçbir ülkenin "ulaşılamaz" olmadığını göstermektedir. Eğer 21. yüzyılda buna karşı bir tedbir alınmazsa terörizm, çok daha büyük bir tehdit haline gelecektir. Peki terörizmin çaresi nedir? Bu filmde bu sorunun cevabını izleyeceksiniz. |
 |

MESSİH DECCAL SESSİZCE GÖREVİNE BAŞLADI
Mesih Deccal hakkında Peygamberimiz (sav)'den pek çok güvenilir hadis aktarılmıştır. Deccal'in hedefi, insanları imandan, güzel ahlaktan uzaklaştırmak ve yeryüzünde inkara dayalı şeytani bir sistem kurmaktır. Deccal bu amacına ulaşmada karşısında en büyük engel olarak iman sahiplerini görmektedir. Bu nedenle Deccal, üç İlahi dinin mensupları olan Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanları kendisine hedef olarak belirlemiştir. Elbette bunların arasında kendisine en büyük tehdit olarak gördüğü kitle de son hak dinin mensupları olan Müslümanlardır. Rivayetlerde Deccal'in, amacına ulaşmak için bu üç İlahi dinin mensuplarına farklı hile ve yöntemlerle yaklaşacağına da işaret edilmektedir. Deccal, onları birbirlerine düşürerek yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgunculuk çıkaracaktır. |
 |

KURAN BİLİME YOL GÖSTERİR
Tüm evreni Allah yaratmıştır ve yaratılmış her şey insana Allah’ın varlığının delillerini gösterir. Bilim, bu yaratılmış varlıkları incelemenin yöntemidir. Dolayısıyla din ile bilimin çatışması düşünülemez. Aksine İslam dini, bilimi teşvik eder. İslam tarihindeki büyük bilimsel ilerleme, bu teşvikin önemini açıkça göstermektedir. Bilimi materyalist felsefe ile karıştırmak isteyen 19. yüzyıl teorileri ise günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. İnsanlık yakında daha da açık bir şekilde anlayacaktır ki; tüm evreni ve canlıları Allah yaratmıştır. Bilim, bu yaratılışın delillerini ortaya koymaktadır ve bu gerçeği 14 asır önceden haber vermiş olan Kuran-ı Kerim, bilime yol göstermektedir. |
 |

GELİN BİRLİK OLALIM
Dinler arasında oluşturulacak olan fikir alışverişi ve hatta işbirliği Hristiyanların, Müslümanların ve Yahudilerin adalet ve barış arayışlarının, insanlığa faydalı olma isteklerinin doğal bir sonucudur. Üç dinin mensuplarının arasındaki ilişki, sadece toplantılarla ve konferanslarla sınırlı kalmamalı, ortak değerleri savunan, aynı amaç için mücadele eden, ortak sorunlara köklü çözümler getirmeyi hedefleyen inançlı insanların birlikteliğine dönüşmelidir. Bu belgeselde aciliyeti vurgulanan bu birliktelik, Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişini beklediğimiz bu dönemde dünyayı aydınlığa ve huzura kavuşturacak en önemli vesilelerden biri olacaktır. |
 |

MODERN ÇAĞDA BATIL BİR DİN: NEW AGE
60'lı yıllar Batı toplumları için bir dönüm noktasıydı... İki büyük dünya savaşının yıkıcı etkileri, Japonya’ya atılan atom bombaları, bunların ardından gelen Vietnam Savaşı gibi olaylar Amerikan gençliğinde, kurulu düzene karşı büyük bir tepki oluşturmuştu.
Avrupa ülkelerinde de durum farklı değildi. Gençler “aykırı olmak”, “düzene karşı çıkarak dikkatleri üzerlerinde toplamak” gibi heveslerle çarpık akımlara kapılmışlardı. Dejenere davranışlar, sapkın inanışlar gün geçtikçe yaygınlaşıyordu.
Savaşa karşı olduklarını iddia ederek toplanan gençler 60'lara damgasını vuran bir ekol akım oluşturdular: "Hippi kültürü".
Her yer barış için dünyayı çiçeklere boğduklarını, doğallığı, özgürlüğü savunduklarını iddia eden gençlerle doluydu.
Fakat sapkın felsefeleri onları dejenerasyondan öteye götürmedi. |
 |
|
|
|
| |
|
|
|